Son yıllarda Ankara’da konser mekânlarının, etkinliklerin ve organizasyon şirketlerinin sayısı hızla arttı. Başkent, kültür-sanat alanında hareketli bir döneme girmiş gibi görünüyor. Ancak bu büyümenin ortasında önemli bir soru var:
Bu şehirde müziği gerçekten üreten insanlar da aynı ölçüde güçlenebildi mi?
Birçok bağımsız müzisyen için yanıt ne yazık ki hayır.
Bugün Ankara’da yıllardır müzik yapan sanatçılar sahne bulmakta, kayıt yapmakta ve üretimlerini sürdürebilmekte ciddi zorluklar yaşıyor. Artan ekipman maliyetleri, stüdyo ücretleri ve yaşam giderleri karşısında müzik üretmek her geçen gün daha da zor hale geliyor.
Öte yandan birçok organizasyon yapısında sanatçılardan önce müzikleri değil, takipçi sayıları ve bilet satış potansiyelleri isteniyor.
“Kaç kişi getirirsin?” “Kaç bilet satarsın?” “Kitlen var mı?”
Oysa sahneye çıkamayan bir müzisyen nasıl görünür olacak?
Sanatın yalnızca ticari ölçütlerle değerlendirildiği bir ortam, yeni üretimlerin önünü açmak yerine daraltıyor.
Ankara’nın ihtiyacı yalnızca daha büyük konserler ya da daha pahalı biletler değil; müzisyenlerin üretebildiği, dinleyicilerin erişebildiği ve dayanışmanın güçlendiği bir kültür ortamı.
Bu şehirde müzik hâlâ yaşıyor.
Ama onu yaşatanların sesini duymadan, yalnızca sahnelerin ışıklarına bakarak gerçek tabloyu görmek mümkün değil.
Yorum bırakın